Dünya Kupası benim için 2002'deki başarımızla daha bir anlamlı oldu.Şimdi de Afrika'da vuvuzela sesleri ile aklımızda kalacak bir dünya kupası bizi bekliyor.Umarım bu dünya kupası sonrasında genç ve yetenekli bazı oyuncular ülkemize gelir.
Dünya Kupası'nı Jül Rime Kupası diye söze başlayan Halit Kıvanç'dan dinledim. Onun mükemmel anlatımı ve yorumuyla bu kupaya daha çok ilgi duydum. 1974 Dünya Kupası Finali'nde Batı Almanya - Hollanda maçını radyonun sesini sonuna kadar açarak dinledim. 78'de geceyarısından sonra uyanıp Arjantinde oynanan Dünya Kupası maçlarını seyrediyordum. 82'de Rossi'li İtalya'nın şampiyonluğunu, 86'da Maradona efsanesini seyrettim. 90'da Almanya, 94'de Brezilya şampiyonluklarından sonra hayallerim gerçek oldu. İlk kez bir Dünya Kupası maçını tribünden seyrediyordum. Ve nihayet 98 Dünya Kupası'nda Fransada idim. Arjantin - Jamaika grup maçını Park de Princess de tribünden seyrettim. 5-0 biten maçın 3 golünü Batistuta 2 golünü de Ortega atmıştı. Paris'de Eyüp Karadayı, Kemal Belgin, Faik Gürses, Yavuz Gökmen gibi spor yazarlarını tanıma fırsatım oldu. 2002 de Ülkemizin Dünya 3.lüğü ile sokaklara döküldük. 2006 da biz yoktuk ama gurbetçilerimiz için Almanları destekledik. Ve 2010 Güney Afrika... Bir Dünya Kupası daha başlıyor. Dünya Kupası bende büyük bir tutku ve heyecan... Dünya Kupasını en iyi ben anlatırım çünkü ben bu kupayı Halit Kıvanç'ın, Öztürk Pekin'in, Yalçın Çetin'in anlatımlarıyla dinledim. Dünya Kupası anlatılmaz yaşanır... Dünya Kupasını en iyi ben anlatırım çünkü bu heyecanı en iyi ben yaşadım, yaşıyorum ve yaşayacağım...
Coşkuyu anlatmak zeka gerektirir. Okuyan kişi gözlerini kapatınca orada hissetmelidir kendisini. Öylesine bir yolculuk olmalıdır ki gökkuşağından kayarak cennete geldiğini zannetmelidir. Ancak tüm bu renkli şeyin yanında bağırışları, cığlıkları ve tezahuratları da duymalıdır metinlerde, harfler tek tek melodiye dönüşmelidir gözünde. İşte o zaman gururla: '90 Türk Afrikayı ayağa kaldırmış!' diyebilir.